Kısa Dalga Radyo
ODTÜ’de okurken, boykotlar uzun sürdüğünde, babamın o dönemki işi nedeniyle ailemin yaşadığı Samsun’a gidiyordum. Ve aynı dönemde, tartışılan ABD üslerinden (pardon ‘tesis’lerinden) biri de Samsun’daydı ve orta dalga 1590 kHz’ten askerleri için düşük güçte radyo istasyonu işletiyordu: AFRTS yani American Forces Radio and Television Service kısaltması. En yeni rock, psychedelic, country, ne ararsan vardı müzik türünde. Üstelik bir bölümü canlı yayındı… Bazı günler telefonla istek bile yapılabiliyordu. Rahmetli Vedat Çakmak'la Jimi'nin Crosstown Trafic parçasını kaç kere istemiştik.
Bir süre sonra söz konusu tesisler kapatılınca, bizim radyo da buhar oldu.
E ne yapacağım? Başladım evdeki transistörlü radyoyu kurcalamaya. Kısa dalga denen bantlarda olmadık yerler duymaya başladım. Özellikle, Romence olduğunu sonradan çözdüğümüz 'Radio Europa Libera' yayınları yakaladım. CIA operasyonuymuş ve henüz Çavuşesku diktasındaki Romanya'ya sesleniyormuş. Ama asıl müzik yayınlarına takılmıştık tabii. Derken, Almanya Deutsche Welle, Hollanda, İsveç, Erivan, Ethiopia ETLF, Ecuador HCJB, İsviçre, Kanada, Güney Afrika… Müthiş bir keşifti. Bir gece sabaha karşı Yeni Zelanda duydum, kafayı yiyordum!
Dinledikçe, Hollanda ve İsveç’in kısa dalga radyo dinleme meraklıları için özel programları olduğunu fark ettim. Dinleyicilere basit teknik kitapçıklar da gönderiyorlardı. Onlardan bir sürü şey öğrendim. Bu hobiye DX’ing deniyordu. DX radyo amatörlüğündeki ‘distance’ yani uzaklık kısaltması. Radyonun anten girişine (veya çubuğuna) bir tel iliştirildiğinde radyonun kısa dalga duyarlılığı artıyordu. Özellikle de sabahları ve akşamları… Annemin balkondaki çinko çamaşır telleri harika bir ‘anten’ dizisi oluşturdu bana. Emektar lambalı radyomuz AGA’ya da el koydum. Uyku diye bir şey kalmadı tabii sürekli radyo dinlemekten.
Özellikle İsveç Radyosu'nun kısa dalga dinleyicileri için yaptığı programa mektuplar göndermeye başladım. Çünkü ’haber’ ve ‘bilgi’ gönderilince postalama listesine giriliyor, kısa dalga bilgi bültenlerinin arkası kesilmiyordu. 15 günde bir postadan çıkan Sveriges Radio antetli zarf ve içinden çıkan sarı kağıda teksir basımı iki bülteni deliler gibi bekler oldum. O dönem bütün dünyanın tanıdığı, İsveç Radyosunun efsane DX Editörü Arne Skoog ile de böylece dost olduk.
Hobinin önemli göstergelerinden biri QSL denen doğrulama kartlarıydı: Dinleyici uzaktan bir yayını yakaladığında, ayrıntıları ve alışın kalitesini gösteren SINPO (Signal, Interference, Noise, Propagation, Overall) değerlendirmesini istasyona gönderiyor, kanıtlayıcı yayın bilgileri doğruysa, istasyon da bir kartpostal ile cevap verip yakalanan yayının onlara ait olduğunun kanıtını gönderiyordu. Raporlar istasyonun mühendislerine bilgi sağlarken, dinleyecilere de güzel bir koleksiyon oluşturuyordu.
O günlerde, şimdiki kadar gelişmiş teknoloji ürünü radyolar yoktu. Radyo amatörlerinin vardı belki ama o da zaten yasaların izin verdiği bir şey değildi. Gemilerdeki yasaldı tabii, onlar da binlerce sterlindi…
Bugün ne yazık ki ülkelerin resmi kısa dalga yayını pek kalmadı. Türkiye, Küba, Vatikan, Brezilya, Romanya gibi bazı ülkeleri; dini ve siyasi temelli birtakım propaganda istasyonlarını saymazsak yani. Çin ise Esperanto dahil hemen her dilde yayını her bantta sürdürüyor.
Ben ve bazı ulusal-uluslararası arkadaşlarım, can çekişen bir hobinin inançlı direnişçileri olarak kısa dalga yayınlarını dinlemeye ve kendi aramızda tartışmaya devam ediyoruz. Aşağıda bazı örnek QSL kartları koyuyorum...